“ SURİYE NİN KAN B ATAKLIĞI”

reyhanli-doneKonuya girmeden önce Hatay Reyhanlı da sokağın ortasında bomba patlatarak çoluk çocuk demeden, suçlu suçsuz ayrımı gözetmeden her kesi öldüren eylemi yapanları lanetliyor, alçak katiller olduğunu söylüyor ve kınıyorum. Eylemi yapan ve yaptıran, ne adına ve ne amaçla yapmış olurlarsa olsunlar, alçak, namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz halk düşmanları olduklarını vurgulamak istiyorum. Eylemi koyan ve koyduranlarla ilgili olarak söylemem gerekenleri söyledikten sonra konuya girebilirim.

Yazının başlığına koymuş olduğum bu her üç sözcük de Başbakan Erdoğan a ait. Erdoğan dün ( 12 Mayıs 2013) Hatay Reyhanlı da ki patlama konusunda konuşurken: bizi Suriye nin kanlı bataklığının içine çekmeye çalışıyorlar bu oyuna gelmeyeceğiz dedi. Kurnazlığın bu denlisini hem Ehli Beyt i katledip, hem de: ehlibeyt yanlısı olduğunu söyleme kurnazlığını Muaviye yapmıştı. Yezit ve Muaviye nin bütün bu aşağılık yöntemlerini bu gün Erdoğan uyguluyor. Erdoğan iki yıl önce: “Eset git zaten iki haftan kaldı” dediği zaman Türkiye yi “ Suriye nin kanlı bataklığının” içine sürüklemişti.

Erdoğan, Suriye yi çok basite alarak, hasmını küçümseyen boksörün rakibinin bir sert kroşesini yiyince büyük bir sarsıntı yaşadığı gibi Hatay Reyhanlı eyleminden sonra büyük sarsıntı yaşadı, yaşıyor. Yaşamış olduğu sarsıntı ile birlikte, Türkiye yi nasıl bir kanlı bataklığın içine sürüklediğini görebildi. Nasıl bir yanlış yaptığının ayırdına ancak varabildi. Kendi ön görüsüz ve yetmezliğine vakıf olunca bu seferde : kimse bizi Suriye nin kan bataklığının içine sürüklemesine izin veremeyiz diyerek feryat ediyor. Halkın dili ile belirtecek olursak: “hem kel hem fodul”. Hem Türkiye yi kendi deyimi ile “ Suriye nin kan batağı içine sürükledi” hem de “Türkiye nin Suriye nin kan batağına sürüklenmesine müsaade etmeyeceğiz diye feryat ediyor. Erdoğan ın bu Yezitçe feryadı karşısında BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ta : Hatay reyhanlı eylemini kınayarak, Erdoğan Hükümeti nin yanında yer aldıklarını beyan etti.

BDP ve bir bütün olarak Özgürlük Hareketi, politika yapmak zorunda, hem de sapına kadar. Erdoğan ın her yanlışından yararlanmak, onu halkların çıkarına kullanmak onların varlık nedenidir. Erdoğan ın her yanlışını Kürt Halkının çıkarı doğrultusunda değerlendirmek Özgürlük Hareketinin olmazsa olmazıdır. Bu ortamda Rojava Birleşik Kürdistan ın hem açık kapısı hem de yumuşak karnıdır. Rojava dan Birleşik Kürdistan a giriş yapılır, ama söz konusu kapının kapanması durumunda da birleşik Kürdistan ın kapısı kapanabilir. Söz konusu kapıyı kapatacak en önemli güç Suriye yönetimi dir. O kapının açık kalması için Özgürlük Hareketinin dayanacağı ( şu ortamda) en önemli güç ise T.C. devletidir.

ABD ve Rusya Suriye konusunda ittifak yapmak ve Türkiye yi dışlamak üzereler. Bu her iki dünya gücü, Özgürlük Hareketine uzak duruyorlar. Diyalektik yasa ve zorlu mücadele sonucu, Özgürlük Hareketi bölgenin çok önemli bir aktörü durumunda. Ama doğmuş olan bu nesnel ortam kendi başına, amaca ulaşmak için yeterli olamaz. Mutlak şekilde, esnek, atak ve manevra kabiliyeti yüksek bir politika uygulamak gerekir. Özgürlük Hareketi ve onun bir kolu olan BDP Erdoğan ın yaptığı yanlışı Kürt Halkının Özellikle de Rojava halkının çıkarı doğrultusunda değerlendiriyor. Buna bodoslamadan karşı çıkmanın bir anlamı yoktur.

Ama sorunu usul ve esas bakımından ele alıp, değerlendirmekte de yarar var. Evet çıkarı varsa BDP politika gereği AKP’ nin yanında yer alabilir. Fakat, AKP’ nin ve Erdoğan ın yanlışlarını örtmeden, onun ülkeyi sürüklemiş olduğu( kendi deyimi ile) “Suriye de ki kan bataklığını” görmezden gelmeden “yer” alınabilir. Bu bağlamda teori ile politikayı iki kulvarda değerlendirmek gerekiyor. Pratik politika olarak, Erdoğan ve Hükümetini Rojava nın arkasına doğru çekerek, gelecekte Suriye devletinin hışmından korumak için bir kalkan konumun getirirken, teorik olarak da her türden yanlışa işaret etmek gerekecek.Teori ile politika her konumda çakışamaz. Çakışamaz çünkü, politika pratiktir, bu günü belirler, teori ise bu günden yani pratikten kalkarak geleceği belirler. O nedenle pratiksiz teori hayatın hiçbir alanında vücut bulmamıştır ve bulamazda. Teorisiz pratik in nasıl ki, ayakları havada kalır ise pratiksiz teorinin de ayakları yere basamaz.

Bu bağlamdan hareketle Erdoğan ın Suriye politikasına yaklaşılacak olursa, Erdoğan ve geleceğinin pek parlak olamayacağı kolayca anlaşılır. Erdoğan ın daha şimdiden ne kadar sıkıştığı, “ağzında meme olan çocuk” diyerek, öbür dünyada kendisine hesap sorulacağını sorulunca ne cevap vereceğini, Suriye politikandan vaz geç diye zorlanması halinde Başbakanlığı masanın üzerine bırakıp gideceğini söyleyerek kendine acındırma edebiyatı yapıyor. Besbelli çok sıkışmış. “Eset” diye küçümsediği kişinin kendisinin karizmasını çizdiği, Suriye deki olumsuzlukları Türkiye ye de taşımaya başladığını gördükçe kimyası bozuldu.

Bozuldu çünkü bir çok konuda olduğu gibi Suriye konusunda da ne yaptığını doğru

dürüst bilmediği de bu son Hatay Reyhanlı patlamasından sonra daha net olarak ortaya çıktı.

Suriye Baas yönetimini ve onun başındaki lideri Beşşar Esat ı birkaç gün içerisinde devireceğini sandı. O nedenle Esat ın gidişine aylar yıllar değil haftalarla ömür biçti. Haftalar bitmek bilmedi, Esat da yerinde kalmaya devam etti ve daha çok da devam edeceğe benziyor. Esat ın gidişi yavaşladıkça Suriye iç savaşı kendi sınırlarını aşarak, Türkiye ye sızmaya başladı. Savaşın uzantıları Türkiye ye yayılmaya başladıkça işler epeyce karışacağa benziyor.

 

Her sabotaj olayından sonra, Erdoğan Hükümetinin hiçbir hazırlığının olmadığı, o nedenle de paniklediği görülüyor. Son büyük eylemi ACİLCİLER ‘in üzerine attılar. Dokuz ACİLCİ’ yi tutukladılar. ACİL çoktan beri Türkiye siyasi arenasından çekilmişti. Şimdi onu hortlattılar. Erdoğan Hükümetinin içine düşmüş olduğu sefaleti düşünebiliyor musunuz? Hem Suriye nin düşmanlarına destek olarak, onların Suriye yönetimini yıkmasına güç veriyor, hem de liderinin Suriye de yaşadığını bildiği ve bugün Hatay Reyhanlı eyleminin faili olarak gördüğü örgütün birkaç militanını denetlemiyor, denetleyemiyor. Besbelli Suriye ile uğraşmayı çocuk oyuncağı sanmış.

Suriye yönetiminin kendinin başına bu işleri açacağını hiç düşünmemiş.

Ne yaptığını bilmezlik böyle bir şey olsa gerek.Erdoğan şaşkınlıktan bir türlü kurtulamıyor. Hala Hatay Reyhanlı katliamının neden yapıldığını değil kimin yaptığını tartışıyor. Kimin yaptığını da bulmuş sayılır : bir kısmı bizim vatandaşımız dediği ACİLCİLER’ i suçlu olarak görüp, göstererek, kendince sorunu çözmüş oluyor. Türkiye nin bu hale nasıl geldiğini, hangi politikanın Türkiye yi bu sabotaj ortamına açtığını konuşmuyor, tartışmıyor. Tartışmak isteyenlerin de önünü de: bırakır giderim diyerek kesiyor. Yapmış olduğu bu tehditle AKP içinde çatlak ses çıkmasını önlüyor. Çünkü gitmesi CHP ve MHP’ nin umurunda olmaz. Belki sevinirlerde… O nedenle “bırakma” tehdidi muhalefete değil AKP’ ye yöneliktir.

Ama Suriye sorunu bu türden basit taktiklerle çözülebilecek bir sorun değildir. Suriye sorunu dış politikada köklü bir değişiklik yapılmadan çözülemez. ABD ve Rusya gibi dünya aktörleri devredeler, onlar kendi çıkarları doğrultusunda çözecekler besbelli. Rusya ve ABD anlaşarak çözerlerse Türkiye nin sürecin dışına düşeceğine kuşku yoktur. ABD Erdoğan a ABD’ ye bu gidişinde mecazi anlamda: Suriye olmadı yerine bir “ A Protokolü verelim” diyecek gibi. Erdoğan a , “ A- protokolü” verecek onun yerine Suriye den muaf tutacak. Suriye konusunda eli boş çıkacak. Çünkü, Erdoğan desteklediği ve Esat ı birkaç hafta içinde yıkacaklarını sandığı SÖO güvenilir bir performans gösteremedi. Suriye devleti çok güçlü çıktı, yaman direndi. Rusya nın silah yardımı devam ettiği sürece de daha çok dayanacağını kanıtladı. Dünya aktörleri Rusya ve ABD bu gerçeği gördüler. Özellikle ABD bu gerçeği daha yakinen gördü. Başında Rusya da Suriye yönetiminin bu kadar dayanacağına fazla inanmıyordu. O nedenle zaman, zaman endişelerini belirtiyordu.

Suriye artık Rusya ya müthiş güven verdi. Sözüm ona Suriye muhalefeti, Dünyanın diğer aktörü olan ABD’ ye gereken güveni veremedi. Hatta ABD’ nin duymuş olduğu güvensizliği her geçen gün daha da artırdı.

İki dünya aktörü iki buçuk yıl devam eden çatışmalı süreçte, tarafların çarpışmasını izledi. Rusya nın Tuttuğu taraf yani Suriye yönetimi üstün geldi. O nedenle ABD Rusya ya gitti. Eğer söz konusu süreçte ABD’ nin desteklediği Suriye Ulusal Muhalefeti baskın çıkabilse idi Rusya ABD’ ye gider çözüm önerirdi. Bu sonuçlar Suriye sorununun artık sadece bir bölge ve Suriye sorunu olmadığı, bir dünya sorunu haline geldiğini netçe gösteriyor. Bu somut gerçeğe rağmen Erdoğan hala “Eset git” diyor. Esat’ ten ötesini göremiyor. O hala Esat ın kimyasal silah kullandığını Obama ya anlatarak, Obama yı ikna etmeye çalışıyor.

Erdoğan izlemiş olduğu yanlış dış politika sonucu Suriye nin “ kan batağına” batacağı kadar battı. Batmış olduğu bu kan batağından basit politik manevralarla çıkamaz. En azından Dış işleri Bakanını azledecek, ya da Erdoğan değil de Ahmet Davutoğlu Dış İşleri Bakanlığını “masanın üzerine bırakıp gidecek”. Yerine yeni bir dış politika ile yeni bir bakan atanacak ki Erdoğan ın manevra alanı genişlesin ve Suriye politikasında yeni bir süreç başlayabilsin. Belki de Erdoğan : Başbakanlığı masanın üstüne bırakır giderimi kinayeli söyledi. “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” gibisinden söylemiştir. Böyle bir anlamda söylemişse geç de olsa sorunu kavramış demektir. Değilse girilmiş olunan kanlı bataklıkta daha uzun süre debelenecek ve beklide kendi iktidarının başını yiyecektir.

Suriye süreci çok boyutlu ve karmaşa bir konuma geldi. Bölgede ki diğer bütün sorunları etkileyebilecek bir nitelik kazandı. Özgürlük Hareketinin de bu süreci doğru yönetmesi gerekiyor. Her şeyden önce çok güçlü bir diplomasi ağı oluşturması ve alabildiğine hızlı davranması zorunlu hale geliyor. Aksi halde süreçten olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır.DSC_0641-1

Teslim TÖRE

 

 

454 kez okundu.

Paylaşım:Tweet about this on TwitterShare on Google+Share on FacebookEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir