ERDOĞAN GÖNLÜNDE HAYAL PİLAVI YİYOR

DSC_0641-1

Büyük halk ozanı ve halk filozofu, merhum Aşık Veysel Türkiyenin ürünleri ile meşhur illerini sayarken her saydığı ürünün isminden sonra : “yesem ama yesem ama” nakaratını tekrarlıyordu. Türkünün bitmesinden sonra :”gönlünde hayal pilavı yedin ama yedin ama” diyerek bitiriyordu. Tabii ki Veysel in sözünü etmiş olduğu her şehrin meşhur ürünleri vardı somut bir gerçekti. Ama Merhum Veysel söz konusu ürünlerin tümünü yememişti belki. O nedenle de :”yesem ama yesem ama” diyerek ürün ismini ve şerhlerini saydıktan sonra “ gönlünde hayal pilavı yedin ama yedim ama” diyerek bitiriyordu. Veysel yemese bile ismini saydığı ürünlerin tümü gerçekti, ama Erdoğan hiç olmayanları yiyor ve çevresindekilere de yediriyor, hiç kimse “ben almayayım” demiyor. Erdoğan her hayal pilavını önlerine koydukça çılgınca alkışlıyorlar, “memleket seninle gurur duyuyor” diyerek iltifatta bulunuyorlar.

 

Hal bu ki Erdoğan bazen diyalektik düşünüyor gibi yapıyor. Çıkıp : doğu olmazsa batı olmaz, güney olmazsa kuzey olmaz” diyerek, acemi papağan gibi, her ne kadar diyalektik düşünceye “tanrı böyle yaptı” diyerek mistizm i sokmaya kalksa da diyalektiğe gereksinim duyuyor. Her şeyi kendi çıkarına kullandığı gibi hiç çekinmeden diyalektiği de “Allah yaptı” deyip, mistizme banarak çıkarı için kullanmak istiyor. Bilinebileceği gibi diyalektik, mistizmin ya da bilimsel deyimi ile idealizmin değil, Materyalizmin bir buluşudur. Daha doğru bir ifade ile Materyalizmin bir tespitidir. Diyalektik yasalar bir doğa kanunudur ve evrenle birlikte var olmuştur. Ancak Hegel var olan bu doğa yasasını keşfetmiştir. Hegel olmayan bir şeyi ya da var olan farklı şeyleri bir alaşıma dönüştürerek farklı bir olgu yaratmamıştır.

Sadece var olan ve doğanın olmazsa olmazı bir yasayı bilince çıkartmıştır. Diyalektiğin en temel kanunu da : her zaman, her şeyin, değişim içinde olmasıdır. Doğada her şeyin değiştiği değişmeyen tek şeyin değişimin kendisinin olduğu yasasıdır. Erdoğan ın diyalektik yasaları mistik bir kafa ile yorumlayarak “tanrı yarattı” demesinde fazla sorun yok. Bir çok din alimi Kuran ın doğa yı tanımladığını iddia ettiği gibi, bir doğa kanunu olan diyalektiği de “tanrının yarattığını” söylemesi tartışılır, ama diyalektik yasada bir olumsuzluk yaratmaz. Diyalektiğin toplumsal ilerlemedeki rolünden önemli bir sorun oluşturmaz. Diyalektiğe inananın tanrıya da inanmasının bilimsel bakımdan bir sorun yaratması söz konusu değildir.

Burada önemli olan diyalektiğin yasalarını sadece siyasi çıkar ve kurnazlık yöntemlerini uygulamak için kullanmak yerine diyalektiğin bütün yasalarını öğrenmek, bilmek ve onları : materyalizmin tez- anti tez ve sentez yöntemi ile kullanarak geleceği bilimsel olarak ön görebilmektir. Erdoğan bir yanda : doğu olmadan batı, güney olmadan kuzey olmazdı diyerek diyalektiğin karşıtların birliği yasasını anlatırken bir yandan da; her şeyin her zaman bir değişin içinde olduğu, değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu temel doğa yasasını bir kenara atarak, hiç değişim yasası yokmuş gibi partinin önüne 2023, 2054, 2071 gibi hedefler koyuyor. Hal bu ki bırakın sistem partisi olan Erdoğan ın AKP’ sini, Soros dahil, kapitalist sistemin bir çok sermayedarı bile yapısal nedenlerinden dolayı kapitalizmin o kadar yaşayıp, yaşayamayacağı konusunda fazla emin değiller.

Üstelik Türkiye nin bulunmuş olduğu Ortadoğu bölgesi, diyalektiğin değişim yasasının önünde kuru bir kenger gibi savrulup duruyor. Ülkeler bölünüyor, bir çok ülkenin sınırları bozulup, yeniden belirleniyor. Her taraftan savaş rüzgarları esiyor, her gün onlarca, bazı günler yüzlerce insan ölüyor, dünyanın egemen aktörleri bölge üzerinde çok sıkı pazarlıklar yapıyor. Türkiye nin sınırları yol geçen hanına dönmüş, dünyanın en tehlikeli istihbarat örgütlerinin cirit attığı bir alan olmuş, yüz binlerce insan yerini yurdunu terk ederek Türkiye ye sığınmış, hem bir biri ile, hem Suriye yönetimi ile ve hem de zaman, zaman Türkiye ile çatışma içine girmişler. Bunlara acil çözüm üreteceğine Erdoğan hala partisini ve taraftarlarını kendi hayal dünyasında üretmiş olduğu, “çılgın projeler”, 2023, 2054 ve 20 71 hayalleri ile avutuyor. Dünyaya “kazık çakmış” gibi. SBKP misali.

Erdoğan ın partisinin (AKP) hiyerarşik yapısı tümüyle SBKP’ ye (Sovyetler Birliği komünist Partisi) benziyor. Aynen SBKP gibi tek lider, tek ideoloji, tek ses, tek parti, tek öncü vb. gibi bütün hiyerarşik ve yatay, dikey yapısı aynı . Sovyetlerdeki farkı Türkiye nin Sovyetler Birliğinden farklı olduğu kadardır. Sovyetlerde tek partili, fakat Türkiye de çok partili bir sistem var. Ama tüzük üzerinde olmasa bile ( çünkü tüzüğü baş savcılık denetliyor) pratik olarak işleyişte AKP nin hiyerarşik yapısı ile SBKP’ nin yapısı aynı. Brejnev in : partinin politikasını tabana yaymadınız diye parti yapısına attığı fırçanın aynısını da Erdoğan parti kadrolarına atıyor. SBKP’ kadrolarının Brejnev e ses çıkartmadıkları, karşı çıkmadıkları gibi AKP nin kadroları da Erdoğan ın karşısında sus-pus kalıyorlar.

 

Disiplin her iki parti hiyerarşisinde de temel bir sorundur. O nedenle : parti içi demokrasi her ikisinde de yoktur. Her ikisinde de tüzük sadece üyeler içindir, lider için değildir. Tüzüğe sadece üyeler uyarlar. Liderin tüzüğe uyup, uymadığını denetleyen bir mekanizma yoktur. Lider hem tüzük, hem program yerindedir. Her iki parti de gözüne batan sorunlardan çok, uzak mesafedeki hedeflere yönelir, toplumu oraya yönlendirmeye çalışırlar. Brejnev “gelişmiş sosyalizmi” ve de sürekli komünist toplumu hedef olarak gösterir, kadroları bu uzak, fakat çekici geleceğe kilitlemeye çalışırdı. Sonra SBKP’ nin sonu ne oldu? AKP! nin sonu da öyle olacaktır. Sadece disipline, tek ideolojiye, tek lidere ( Erdoğan ın saydığı), sadakat, bağlılık, inanç vb. gibilerini de ekleyerek bizim geçmiş literatür ile söyleyecek olursam: Leninist parti yapılanmasıdır.

AKP de demokrasi yoktur, demokratik merkeziyetçilik var. Ama geçmişte Leninist Parti yapılanmasında uygulandığı gibi merkeziyetçiliğin ağır bastığı demokratik merkeziyetçilik. Daha doğru bir söylemle sadece merkeziyetçiliğin olduğu demokrasinin de’ sinin bile olmadığı bir yapılanmadır. Bu türden parti yapıları SBKP nin sonunda da görüldüğü gibi hedeflerini çok uzaklara koyarlar, kadroların gözünü uzaklara dikmesini sağlarlar,. Toplumu da aynı istikamete yönlendirirler. Sonra da çökerler. “ Kendim ettim kendim buldum” şarkı sözünde olduğu gibi bu tip yapılar, “kendileri eder kendileri bulurlar”. Yine söz konusu şarkının“gül gibi sararıp soldum” sözü gibi anında solup, çöküp giderler. SBKP çökünce 18 Milyon üyesi vardı. Hiç birisi bir işe yaramadı. Parti de sistem de çöküp gitti.

Erdoğan : hiçbir parti bize benzemez diyerek öğünüyor. Her seferinde, İl ve ilçe başkanlarını, delegeleri alıyor karşısına ver yansın ediyor. Öğünüyor, partiyi övüyor, eleştiri özeleştiri mekanizması asla çalışmıyor, çalıştırılmıyor. O nedenle de neyin yanlış neyin doğru olduğuna Erdoğan ve ekibi karar veriyor. Çok akıl bir akıl olmuyor, bir akıl çok aklın yerine geçiyor. Çok akıl sürecin sadece seyircisi konumuna geliyor. O nedenle de çok önemli yanlışlar yapılıyor. “Sıfır sorun, Eset bir hafta sonra gidecek” söylemi, İsrail ile ilgili politika, Filistin sorununa yaklaşım biçimi, Irak, İran politikaları, Anayasa sorunu, adalet, yargı, Bir Mayıs da Taksim tavrı, polisin gaz bombacılığı, Vali nin tıpkı Erdoğan tarzı ile konuşması gibi onlarca, yüzlerce neden sayabilirim. Bütün bu yanlışların ne bir eleştirisi (parti içi) ne de bir özeleştirisi yapılmıştır. Bunlar AKP nin kendi yaptıklarının kendisinin başını nasıl yiyeceğinin çok net verileridir.

Besbelli AKP’ yi yine AKP yıkacaktır. Ama SBKP kadar uzun ömürlü olmayacaktır. Çünkü böylesi bir yapı ile tek partili sistemde iktidardı SBKP. AKP çok partili sistemde tek partili sistemdeki parti rolünü oynuyor. Şimdilik karşısında güçlü ve ne yaptığını iyi bilen BDP’ den başka bir muhalefet partisi olmadığı, BDP de hala % 90 barış vb. gibi konularla uğraşmak zorunda kaldığı için meydan tümü ile AKP’ ye kalmış durumda. O nedenle çok partili bir sistemde tek partili sistemi yaşıyor, yaşatıyor. Kılıcının her iki tarafı da kesiyor. Siyaset meydanının her alanına at koşturuyor. Ama boş bir alan olarak görmüş olduğu Türkiye ve bölge arenası, baş döndürücü bir hızla ilerliyor, ilerledikçe de aynı hızla değişiyor. Diyalektiğin değişim yasası Türkiye ve bölgede normal hızından daha fazla bir hızla çalışıyor. Ancak belirtmek gerekir ki, Türkiye de ve bölgede ki değişimin yön tayını; tarihin gerilerine doğru değil, ileriye doğru yapılmış durumda. Erdoğan makarayı ileriye değil geriye doğru sarıyor. Diğer bir benzetme ile şaşkın ördek misali geri, geri yüzmeye çalışıyor

Değişimin hızlılığı kadar Erdoğan da şaşırmış durumda. Durmadan “çılgınlık projeleri” ve 2023, 2054, 2071 gibi hedefler koyuyor partinin önüne… İstanbul her gün bir fetih şehri olmaktan çıkıyor, bir dünya şehri olma konumuna tırmanıyor. İstanbul globalleşen dünya ile birlikte globalleşerek geleceğe yürürken, Erdoğan hala fetih ve Fatih sayıklamaları yapıyor. 2054 hedefini de bu amaçla AKP’ nin önüne koyuyor. Yeniyi yaratmak, üretmek yerine o hala miras yedilik yaparak, Fatih in gölgesinde yürüyerek kendi gölgesi imiş gibi göstermeye çalışıyor. Ayranı “içkileştirip”, birayı ve diğer alkol maddelerinin kullanımını denetim altına almak yerine, sadece dini düşünceden hareketle yasaklayıp, kap kara bir gericilik yaratarak, 21. y. yılın ilk on devletinden birisi olmayı planlıyor.

 

Su gibi, meyve suyu gibi bir içecek olan ayranı “içkileştiriyor” içkiyi ise içenlerin içemeyip de cennete gitmeleri için yasaklıyor. Tabiî ki Fuzuli gibi birisi sorar : “şerh eyle cennette ne var ey vaiz “ diyerek. Fuzuli içki aleyhine fetva veren vaize soruyor : “ terki meyi mahbub edip cennet için/ şerh eyle cennete ne var ey vaiz.” Yani : sevgiliyi ve içkiyi terk edin cennet için diyordun, söyle cennette ne var ey vaiz ? Diyor. Tabi ki cennete de “ abu kevser şarabın entahuren ve de hürüler var diyecek. Diyecek de Bektaşi de : bunun peşini varken, veresiyesini bu aptallara ne diye aratırsın tanrım diye itiraz edecek. Erdoğan 21. y. yılın bu paradoksunu yaşıyor. Bu paradoks ile de dünyaya AKP’ nin kazığını çakmışçasına 2023, 2054, 2071 hedeflerini önüne koyuyor.

Şimdilik alternatifi olmadığı için globalizm AKP ile idare etmeye çalışıyor. Ama diyalektik yasanın zıtların birliği yasası gereği AKP’ nin karşıtının oluşması kaçınılmaz ve ertelenemez bir doğa yasasıdır. Bu mutlaka olacaktır. Ama temennim bu alternatifin HDP olmasıdır. Tabi ki temenni ile olmaz çok, ama çok çalışmamız gerekiyor. Erdoğan gönlünde hayal pilavı yerken, solcuların, sosyalistlerin, Özgürlük Hareketinin, kadınların, gençlerin, işçilerin, entelektüel emek gücünün, genel emek gücünün, işsizlerin çok çalışıp, HDP’ ni iktidar alternatifi haline getirmek tarihi bir görev olarak önümüzde duruyor.

Teslim TÖRE

 

 

 

406 kez okundu.

Paylaşım:Tweet about this on TwitterShare on Google+Share on FacebookEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir